"İNSAN KARŞISINDAKİNDEN NELER BEKLER?"

İnsan Karşısındakinden Neler Bekler?

                                                                              (MEHTAP KAYAOĞLU)

Genç arkadaşlardan gelen maillere bakınca böyle bir konuya değinmenin yararlı olacağını düşündüm.

Yeni yetişen nesil çok acıdır ki toplumsal kural ve kaideleri yeterince içine sindirememiş olarak büyüyor. Eskiden “ayıp” vardı sevgili okurlar. ve bence “ayıp” iyi bir şeydi. Çünkü bizim hal, hareket, davranış ve tavırlarınızı “öteki”ne göre ayarlamamızı sağlayan, bizi birbirimize karşı “saygılı” davranmaya yönelten bir süreçti.

Şimdilerde pek kalmadı. Eskilerin deyimiyle “ayıp”lar ortadan kalkınca, yine eskilerin deyimiyle “adap-ı muaşeret” diye bilinen ve hepimizin “görgü kuralları” diye adlandırdığımız, ortak yaşam kuralları da sanki yok olup gitmeye başladı hayatımızdan.

şimdi bir “dobra dobra”lıktır almış başına gidiyor. Eskiden olduğu gibi nazik davranmayı unuttuk ve artık kimse “lafını çekmiyor(!)”… herkesin aklındaki ağzında…

Oysa ki… oysa ki beynimizde bazı süzgeçler vardır. İnsanın aklına geleni ağzından çıkarmaması gerektiğini bilerek büyümesi gerekir. Atasözlerimiz unutuldu, yaşam zorlaşmaya başladı gibi geliyor bana. Özümüze dönersek, kendi toplumsal bilinçaltımıza doğru gidersek, orada sosyal yaşamı kolaylaştıran, birinin diğerini zorlamadığı, yıpratmadığı keyifli bilgilerle karşılaşabiliriz.

Hatırlar mısınız bilmem… köşesinde oturan pamuk gibi yaşlı anneanneler olurdu. Çocuklar veya etraftaki gençler birbirlerini incitici sözler söylediğinde “Boğaz kırk boğumdur oğlum… hiii… ayıp… öyle her aklına gelen söylenmez yavrucum… bak üzdün ablanı…” diyerek tatlı tatlı engel olurlardı yeni yetişen nesillere. Ve onlara “bir sözü söylemeden önce, iki kez düşün” sistemini yerleştirirlerdi.

Eskiden, çok eskiden, bilim adamı veya insanlara tıbbı olarak yardımcı olmaya çalışan hocaların sinir hastası veya ruhsal olarak hasta olan kişileri nasıl ayırt ettiklerini okumuştum birkaç yıl önce bilimsel bir makalede. Size de söyleyeyim…

O dönemde öğrencilerine hasta insanı tanımlarken hocaları derlermiş ki: “Bak… şu insan hasta…(hatta o dönemin tabiriyle ‘deli’ diye tabir ederlermiş)

Öğrenciler merakla sorarlarmış: “Hocam! Nerden anladınız?”

Cevap kısa ve net: “Baksanıza! Aklına geleni anında söylüyor. Beynindeki süzgeci kullanmıyor. Aklına geleni, hiçbir süzgeçten geçirmiyor, doğrudan karşısındakinin yüzüne her sözü söyleyebiliyor.”

Bu bilgiden yola çıkarsak; günümüz şartlarında sağlıklı insan sayısının ne kadar da azaldığını görmemek mümkün değil sevgili okurlar.


Günümüzün değişen yaşam koşulları herkesi “dobra dobra” yaptı. Gerçi birileri uzaydan gelip de o şartları değiştirmedi. Hepsini biz insanlar yaptık. Hatta sanki çok iyi bir şeymiş gibi bu kavram üzerine televizyon programları bile yapılmaya başlandı. Kim kime ne demiş, kim kimi nerede nasıl kandırmış/aldatmış… her şey ama her şey yerlerde. Ve genç arkadaşlarımız maalesef görgü kurallarından uzak durumda.

Gençlerden gelen ve “İnsanlara nasıl davranacağımı bilmiyorum. İnsanlar benden ne bekliyor bilmiyorum.” Veya “İnsanlardan ne bekleyeceğimi bilmiyorum.” Şeklinde yaşanan karmaşaların tümü, aslına bakarsanız “görgü kuralları”nın ihmal edilmesinden kaynaklanıyor.

Biz uzmanlar, yaptığımız psikolojik destek çalışmalarında, sizlere iletişim odaklı yardımlar yaparız. Evlilik terapileri, bireysel destek çalışmaları gibi aklınıza gelebilecek her türlü sorunun ardında, iletişim çatışmaları yatar. Ve bizler sizin iletişiminizin önündeki engellerin tümünü kaldırmaya çalıştığımızda… ve sizler de edindiğiniz iletişim odaklı bilgileri hayatınıza uyguladıkça, yaşamınızı bir yerden daha kaliteli başka bir noktaya taşıdığınızı görürsünüz. İletişim kuralları diye anlatmaya çalıştığımız bilgilerin tamamı da neredeyse “Görgü Kuralları” diye bildiğiniz yaşam ilkelerinin ta kendisidir.

Aile içi çatışmalar… arkadaş anlaşmazlıkları… iş ve meslek sıkıntıları… karı-koca kavgaları….vs. gibi sorunların tamamı “Karşınızdaki sizden ne bekler? Siz ondan ne beklemelisiniz?” gibi temel bir zemine oturtularak çözümlenir.

Dilerseniz günlük pratiğiniz açısından sizin için hızlıca sıralayayım insan karşısındakinden ne bekler..?

Öncelikle insanlar birbirinden saygı ve sevgi bekler. Ama bu saygı ve sevgi laf olsun şeklinde olmamalı. Gerçek bir saygıdan, gerçek bir sevgiden bahsediyorum. Hayata indirgenmiş olan, kelimelerden sıyrılıp yaşamın içine sindirilmiş olan sevgiden ve saygıdan… “Sana saygı duyuyorum ama… sen falanca(!) adamın tekisin…” şeklinde saygı olmaz. Saygı zaten “o hakaret içeren ifadeyi kullanmamaktır” sevgili okurlar. dedikodu programlarında olduğu gibi “Falanca kişi benim dostumdur. İşini iyi yapar. Kendisine çok saygı duyarım ama, eşini de böyle böyle aldattı… insanları böyle kandırdı… şöyle sahtekarlık yaptı…. Severim kendisini ama böyle de olmaz ki canım…” gibi sözleri söyleyip, sonra da ne kadar da saygılı bir insan olduğumuzdan ve ilişkimizin saygı zemininde yaşandığını iddia etmekten daha aptalca bir şey olamaz. Ne kendimizi kandırabiliriz bu gibi durumlarda ne de başkalarını.

İnsanlar sizin onları eleştirmenizden hiç hoşlanmaz. O nedenle bütün iyi niyetinize rağmen onları kesinlikle eleştirmeyin. Psikolojinin ana kurallarından birisidir: “Karşınızdakinin talep etmediği yorum, saldırganlıktır.” İnsanlar herhangi bir konuda sizin fikrinizi sormamışsa, durduk yere kendi fikrinizi söylemeyin. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, karşınızdakinin talep etmediği sözleri söylemeniz, o kişiye saldırganca davranıyormuşsunuz gibi bir etki yapar. Kısaca, karşınızdaki sizden, -aklınıza estikçe- onu eleştirmemenizi ister.

İnsanlar oldukları gibi kabul edilmek isterler. O nedenle karşınızdaki insanları değiştirmeye çalışmayın. Birisiyle aranızın bozulmasını istiyorsanız, onu değiştirmeye çalışın. Göreceksiniz… en kısa zamanda aranız bozulacaktır… ayrıca planlar yapmanıza gerek bile kalmaz.

Karşınızdaki insanlara seçim hakkı tanıyın. “Hayatta tek doğru var, o da benim söylediklerim.” Şeklindeki tutumlar, kişiler arası ilişkiyi olumsuz etkiler. Karşınızdaki insanların, kişisel seçimleri olduğunu unutmayın. Zorlamalar, kendi düşüncelerinizi zoraki kabul ettirmeye çalışmak gibi tavırlar, insanların sizden isteyeceği en son davranış şeklidir.

İnsanlar, karşısındaki kişiler tarafından utandırılmamak isterler. O nedenle ne yaparsanız yapın ama karşınızdaki insanları asla utandırmayın. Ayıplarını, hatalarını yüzlerine vurmayın.

Karşınızdaki insanlar sizden güzel sözler, övgü ve onay beklerler. Tamam çok abartılı değil ama hoş sözler, güzel ifadelerle konuştuğunuzda ilişkinizin ne kadar güzel olacağını göreceksiniz. Aklıma ne geldi bunu yazarken! Türk Edebiyatında öyle güzel örnekler var ki. Örneğin günümüzde “Nerelisiniz? Memleket neresi?” diye sorarız değil mi? Sami Paşazade Sezai’nin eserlerinin birisinde aynı sorunun sorulma biçimi “Şerefli doğum yeriniz, hangi güzellikler memleketidir?” şeklindeydi. Bir cümle içinde birkaç yere iltifat etmek zor değil aslında. Zamanında yapıyormuşuz, neden şimdi de yapmayalım?

Karşımızdaki insanlar normal şartlarda bize yardım etmek isterler. Onlara, bize yardım etme fırsatını verebilmeliyiz. Her işimizi kendimiz yapacağız diye bir kaide yok. Günümüzde moda oldu. Kimse kimseye yardım etmiyor; çünkü kimse kendisine yardım ettirmiyor. Dizi filmlerden hayatımıza giren yanlış bir alışkanlık bu! Birinin başı dertte, sıkıntı içinde. Arkadaşları soruyor “Senin için ne yapabilirim?” diye. Zorlukların ortasında çırpınıyor filmin kahramanı; ama kesinlikle kimseden yardım kabul etmiyor. Kişiler arası ilişkilerde, karşısındakine yardım etmek herkesi mutlu eder. Ve insanlara bu mutluluğu yaşamaları için fırsat vermek gerekir.

İnsanlar sizden doğru söylemenizi bekler. İkili ilişkilerde veya arkadaşlık ilişkilerinizde “Nasılsa anlamaz” diye gerçek olmayan bilgiler vermeyin. Nasılsa söylediğiniz sözlerin doğru olmadığı ortaya çıkacaktır. İlişkinizdeki güvenin ve samimiyetin korunması, verilen bilgilerdeki içtenlik ve doğruluktan geçiyor. Psikolojideki temel ilkelerden birisidir: Herkes her şeyi bilir… siz söyleseniz de söylemeseniz de karşınızdaki insanlar bir şeylerin ters gittiğini anlarlar. O nedenle ya söylemeyin ya da doğru söyleyin. Eksik/noksan bilgi, karşınızdaki insanların kendilerini aptal yerine kondukları duygusunu oluşturur. Bu da ilişkinize zarar verir.

Ve son hatırlatma… iyi bir dinleyici olun. Dinlemeyi bilmek ikili ilişkilerde ve toplumsal yaşamınızda en önemli malzemenizdir. Dinlemeyen, dinlemesini bilmeyen, dinlemeye tahammülü olmayan insanlar, iletişim özürlü olmaya mahkumdur. Karşınızdaki kişiye vereceğiniz cevabı düşünürken, kendisine söylenen sözleri bir türlü duyamayan ve dinlemeyen öyle çok insan var ki… iletişimin önündeki en önemli engel dinlememektir sevgili okurlar… dinleyen kulak, bakan göz olabilmektir yaşama sanatı…

Minik bir ilaveyle bitireyim yazıyı. Giyiminize ve dış görüntünüze de özen gösterin. Karşınızdaki insanlar sizden özenli, derli toplu olmanızı ister. Üstü başı dağılmış, dayak yemiş hallerde görmek istemez. Temizlik, bakımlı olmak her zaman önemlidir.

Karşınızdaki sizden ne bekler? Merak ediyor musunuz…?

dinleyin yeter…! Onları dinleyin… dinlemeyi biliyorsanız anlamanız zor olmayacaktır…Sevgiyle kalın

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !